29 Nisan 2008 Salı

CARPE DİEM!




Olmadı…

Belki başka bir zamana… Bir gün gerçekten istediklerime sahip olabileceğim. Ama o gün geldiğinde umarım bir şeyler için geç kalmış olmam. Kaybetmek… Bir şeylerin, birilerinin, bizim için değerini kaybettikten sonra anlamak kadar acı veren başka bir duygu daha yoktur sanırım. Böyle olmamalıydı. Bu olmadı; hiç olmadı… Arzu ettiğimi alamadım, kaybettim ve kaybettiğimi geç anladım…

Mantığım olmadı hiç benim. Ya da mantık denen o şeyi körelttim kullanmayarak. Duygular ağır geldi, dünyayı algılamaya çalışırken. Hep yüreğimden gelen itmelerle yaşadım hayatımı. Fakat dürüst olmaya çalıştım, dışarıdaki debdebeden uzak… Ben bir yemiştim. Ceviz… Bir kabuğum vardı benim. Görmemi engelleyen duvarları vardı. Karanlıktı. Sessiz ve hareketsizdi. Kırılgan ve hassastı. Duygularım yönlendirdi beni. Onların peşinden yuvarlandım durdum. Görmüyordum kötülükleri, acıları, keşmekeşlikleri. Ama hissedebiliyordum. Dışarıya çıkarsam biliyordum ki, ya birilerinin sofrasına koyacaklardı beni mutluluğum hiçe sayılarak ya da çürüyüp gidecektim. O kabuk hiç kırılmasın istedim. Çünkü kabuğumun içinde mutlu bir cevizdim ben. Ta ki güneşte iyice kuruyana kadar orada kalmalıydım…

Elbette hüzünlerim oldu o karanlık odamda. Bende küçük matemler gördüm. Fakat hiç biri bu kadar eza vermemişti… Kalbimin temposu böylesine hızlı olmamıştı. O beni yönlendiren duygularım bu kadar yoğunlaşmamıştı. Ağırlığını taşıyamadığım midemin üstünde bir mide daha vardı sanki. Başımın üstünde başka bir baş… Bedenim sımsıkı sarılmış bir yere kaçamıyordum. Kullanamadığım mantığımdan zere sinyal alamıyordum. Dünya kapalıydı, hiçbir varlık, hiçbir olay beni kendime getiremedi. Yine karanlıktaydım sanki ama dışarıdaydım…

Birisi gelip kabuğumu kırdı, çıkardı beni. Üzüleyim mi sevineyim mi derken, ona bağlandım elimde olmadan. O iyi idi. Sevgi dolu göründü. Onunla olmak istedim. Yanımdan ayrılmasın, elimi bırakmasın istedim. Çok istedim. Fakat o korktuğum dış dünyadakiler gibi sivriydi, bir süre sonra batmaya başladı her yanıma. Çünkü ben onlardan değildim. Dış dünyadaki hayatı bilmiyordum. Alışabilir miydim acaba? Nasıl yaşamıştım, şimdi nasıl yaşamalıydım? Onu çok mu sevmeliyim, yoksa nefret mi etmeliydim ondan? Bunlara anlam vermeye çalışırken, ayak uyduramadığım bu dünyanın insanı uzaklaştı benden. Ben kovaladıkça o kaçtı. Sonra durdu… Yaklaştı ve elimden tutup büyük bir kargaşa içine bıraktı. Ellerimden kayıp gitti…

Evet, içerdeyken hissedebildiğim ve görüp duymaktan korktuğum her şey karşımdaydı. Uyandım uykumdan. Bir kâbusa uyandım. Şimdi kendimi kapattığım gerçeklerle yüz yüze ve yalnızdım. Yardım istedim. O yardım menfaatler karşılığında kabul edildi… Yine dönüşüm ona oldu. Ama iğnelerini daha da sivriltmiş üstüme üstüme geldi. Acıttı, kan revan içinde kaldım. Daha da sığlaştım. Aşağılandım. Horlandım. Hak ettim mi bunları? Bilmiyorum… Ama bildiğim bir şey vardı artık. Dış dünya…



Hasbelkader bu hayatın tam ortasındaydım. Bu dünyadaki ilk zamanlarım. Ona alışmalı, öğrenmeliydim. Duygulara yer yoktu burada. Mantığın hükmü geçiyor. Duygular hep hezimet getirdi… Hezimete uğramamak için mantığıma hizmet etmek zorundayım… Yaşamak adına kendimi geliştirmeli, bilgilenmeliyim. Yoksa belki bir sofrada ya da kenarda köşede yok olup gideceğim… Savaşmalıydım… Savaşacağım…

Şimdi sana sesleniyorum.

Beklide teşekkür etmeliyim, minnet duymalıyım gözlerimi açtığın için. Gerçek hayata; kabuğumdaki sahte dünyadan beni gerçeğin eline bıraktığın için. Evet, teşekkür ediyorum. Kırgınım, uykusuzum, üzgünüm, acı çekiyorum ama teşekkür ediyorum. Çok sağ ol…

Sadece kendimi düşünüp, kimin acı çektiğini düşünmeden sarılmalıyım hayata. Beklide en doğrusu bu. Önceleri olsa bu kadar ruhsuz, duygusuz, umarsız olamazdım. Ama şimdi yitirdim her şeyi. Şimdi yaşadığım anın keyfini çıkaracağım. Ve anlamaya çalışacağım, tanıdığım her bireyi. Her bireyden bir parça saklayacağım çıktığım o ceviz kabuğunda… Ama bil ki en büyük parça sana ait burada… Önemli değil artık. Zira öğrendim ve öğrenmeye devam edip büyüyeceğim. Öyle büyüyeceğim ki, heybetimden saklanacak herkes. Ama ben kendimle olacağım. Hep dolu tarafta olacağım. Yaşayacağım…

Çünkü anı yakalamak; yaşadığın anın farkında olmak ve hissettiğin, düşündüğün, yaşadığın her şeyin kıymetini bilmekle ilgilidir. Kıymet bileceğim. Elimden tutup bırakan için kıymet bileceğim. Belki de bilmeden düşünmeden yaptığım kendi hatalarımın kurbanıyım; ama bununla yargılanmak istemiyorum. Bu dünyanın insanıyım artık. Benim yerim burası. Anı yakalayacağım.

Nihayetinde, gayet masum ve doğal beklentiler içindeyken, senden çok küçük isteklerim varken bu çok ağır geldi… Uykularım bölündü, kâbuslarla uyandım, yemeden içmeden kesildim, kırıldım, destek görmek isterken itildim, acı çektim, kendimi hiçbir şeye adapte edemedim. Fakat yinede kızamıyorum sana. Çok istedim seni, çok bekledim. Ama olmadı… Ama kızmıyorum gerçekten. Çünkü bu yozlaşmış tabloda görmem gereken temaları gösterdin. Hayatıma girdiğin için teşekkür ederim…

Anı yakalamak için buradayım artık, ama yalnız olarak. Tek başıma…

Sana da diyorum; Carpe Diem…

Bearpossible.

2 yorum:

Hasan Tahsin Çetin dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Hasan Tahsin Çetin dedi ki...

Hasanın seni seviyor. Hep sevecek.

http://www.malifulle.com/cemberin-neresindesin/