29 Nisan 2008 Salı

e-Cambaz


Bu son…

Seninle son konuşmam. Görmeden, ses duymadan yapılan son görüşme... Karşı karşıya gelmeden, telefonda bile ses duymadan, gözlerin birbirine temasından uzak, dokunuşların hayali ifade ettiği bu sahte başlangıçlı ilişkimizin, sahte sonu…

Sen bütün varlığınla yalan olabilirsin. Gerçekte seni hiç tanımamış olabilirim. Hiç muhabbet etmemiş gibi, hiç üzülmemiş, gülmemiş, sinirlenmemişiz gibi birbirimize…

Ne kadar sürebilir ki; bu ekran karşısında oluşturulan sanal dünyadaki bir ilişki? Ne derece sağlamdır dostluklar? Nasıl güven duyulur, nasıl sevilir, nasıl paylaşılır? Günlük yaşamdan farklı bir hayat, farklı bir insan, farklı bir ortam… Gerçekten uzak isteklerin, gerçekten uzak muhabbetlerin sanal yansıması… Bir çerçeve içinde parlayan camdan kurulan sanal dostluklar…

Netice olarak insanız. İnsan her anlamda yaşanacak mutlu dünyalarının peşinde… Elbette gerçeğe taşınan arkadaşlıklar var. Sonu mutlu biten ilişkiler. Bir ömür boyu beraber olmaya söz veren sadıklar var… Fakat herkes başaramıyor bunu… İyice tanımadan, paylaşmadan kurulan ilişkilerin hüsranla bitmesi çok doğal…

Bir dostum hep derdi ki: “İnsanları anlamaya çalışma; anlamaya çalıştıkça kendini anlaşılmaz bir hal içinde bulursun”… Anlamak zor elbette, ama tanımaya çalışmak çok fazla özellik gerektiren bir durum olmasa gerek… Birini tanırsın, seversin ya da sevmezsin. Karakterini çözersin, ya da körü körüne bağlanırsın… Karar vermek için acele etmemek gerekiyor bence. Olumlu gözle bakmamak; olası sorunları da hesaplamak lazım. Bunu idrak etmek gerekiyor sanırım ilk aşamada… Bunun farkında olmak lazım ki sonu hayal kırıklığı olmasın…

Hatırlıyorum. Hayatımı hep insanlarla sağlıklı ilişkiler kurmaya çalışarak yaşamışım. Kimsenin kırılmasını istememiş, ben kırılmışım… İki noktaya gerilen ince bir ip üstünde yürümeye çalışmışım meğer. Cambazlık yapmaya kalkmışım… Zira öyle bir an geldi ki, bütün ilkelerim yok oldu sanki… Böyle bir dünyanın varlığından bihaber yaşamışım…

Bir sirk çadırında yeniden başladım sanki hayata… Bu ip üstündeki yolumun yarısına geldiğimde kendime sorular soruyordum. Ben ne yapıyorum? Eğer bu yola girdi isem ve yolu yarılamış isem, neden soruyorum ki bunu şimdi kendime? O ipin üstüne çıkmadan önce düşünmem gerekmez miydi bunu?

Gayet sakin giden hayatların nasıl birden bir kargaşaya döndüğünü anlayabiliyorum şimdi. İnsanların ruhi bunalımlarını, çaresizliklerini, acılarını… Anlayabiliyorum… Zira bende tam bunu yaşıyorum. Kendimi içinden çıkması zor bir karmaşa içine atmışım…

Bir sirk çadırında yolun yarısında sendeleyen bir cambaz…


Sanal arkadaşlar edindim kendime… Bu çadırın sarsıcı yaşamından uzaklaşmak adına; belki de o bunalımların verdiği çaresizlik içinde; hünerimi internet denen o örümcek ağına düştüğüm zaman kullanmaya kalkıştım… Gerçekten zorlu bir yolculuğun ilk etabı; ağların üstünde yapışmadan yürümeye çalışmak… Kâh sendeleyip yapıştım bir yerlere, kâh hızlı bir hamleyle geçtim ağların üstünden… Zira bir ağ var ise elbette örümceklerde vardır… Büyük tehlikeler… İşte onlardan kaçmak ve ağ üstünde sorunsuz yürümek adına, maharetimi, cambazlığımı burada kullanmaya kalktım… Fakat bir süre sonra yine sorular vardı; zihnimde…

Neden buradaydım ben? Neden çay kahve içilerek birebir yapılan sıcak sohbetlerin uzağında, bu gerçekdışı muhabbetlere daldım? Hangi amaçla; o güzelim muhabbet ortamlarının samimiyetinden zerre taşımayan bu sanal insanlarla birlikteyim? Bundan sonraki hayatım hep bir ekran karşısında mı geçecek? Kendime ve herkese yalan mı söyleyeceğim? Hep dışarıdaki dünyadan uzakta bu sahte ağ içindemi yaşayacağım ilişkilerimi? Hep örümceklerin tehlikesi altında, bu şekilsiz ve kaygan zeminde mi yürüyeceğim? Doğanın bahşettiği güzellikleri bir ekran ardından mı izleyeceğim? Mutluluğun kahkahalarını, hüznün gözyaşlarını yansıtamayacak mıyım; ya da başkalarının acılarını ve sevinçlerini paylaşamayacak mıyım?

Çadırın ve ağların kesiştiği nokta işte burası… İnsanların teknoloji ile yalnız kalması… Ve bu yalnızlığı gidermek adına çıktığı yolda ağlara takılması… Son derece vahim bir durum…

Beklide birçok insan gibi, sosyal hayatta; dışarıdaki insanlarla olan iletişim sorunumu çözmek adına oturdum o ekranın karşısına… Ama ne oturuş… Bütün hayatım sanal bir kargaşa içinde dönmeye başladı… Son derece maharet gerektiren bir iş ekran karşısında insanlarla iletişim kurmak. Bu anlamda cidden cambazlık… Zira herkesten aynı şeyleri göremiyoruz…

İnsanlarla tanışıyoruz. Bu sebeple seninle tanıştım. Sahte bir arayış, sahte bir sohbet, sahte ilişki ve netice olarak sahte bir son… Hiç yaşamamış sanki. Ama sarsıcı bir yaşanmamışlık…

Öylesine yorucu ki; sosyal hayatın gerçekliğinden bile daha zor. Son derece yıpratıcı ve umarsız. Hayatın debdebesi bile hoş gelmeye başladı artık… İhtiyaçlar karıştı… Hayatı kolaylaştırmak adına kurulan bu ağ, amaç dışı kullanılarak hayatı zorlaştırdı… Bu ağlar, kötü amaçları uğruna, örümceklerin istilası ile daha da yozlaştı ve kayganlaştı. Her yer yapış yapış, vıcık vıcık… Amaç dışı kullanımla, kötü kokular yayma başladı bu uçsuz bucaksız bahçe… Örümcekler talan ediyor her yanı. Güzel çiçekli bahçeler yavaşça çöplüğe dönüyor… Bir patlamayı beklemeliyiz; bu gidişatın sonunda. Ya da örümcekleri avlamalıyız tek tek…

Eğer bu yozlaşmayı yaşayıp; hatta buna bir çıta da ben ekliyorsam ve dolayısıyla insanlığa zararım dokunacak ise, ben yokum…

Cambazlık yapmaya kalkıştığım bu sirk çadırından, bu sanal dünyadan istifa ediyorum. Senden ve diğerlerinden de ayrılıyorum… Çünkü bu ipin üstünde düşmekle düşmemek arasında ikilem yaşamak istemiyorum…
Evet, bu son… Elektronik cambazlık bitti…
Bearpossible.

Hiç yorum yok: